Yine bir Arenist içeriğiyle karşınızdayız! Bu kez konumuz: “14 Şubat niye günahtır”.
Bir Yaz Akşamı Başlayan O Hikâye
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Şehir içindeki ana yola ne denir ?
Kayseri’nin yazı bazen insanın içini sıkıştırır. Güneş erken doğar, geç batar ama sanki hiç gitmeyecek gibi kalır üstünde. O gün de öyle bir gündü. Akşam ezanı yeni okunmuştu, hava biraz serinlemişti ama içimdeki karmaşa hâlâ sıcaktı.
Aileyle toplanmıştık. Her zamanki gibi kalabalık, her zamanki gibi gürültülü. Çay bardaklarının birbirine çarpma sesi, mutfaktan gelen tabak sesleri, arada yükselen kahkahalar… Dışarıdan bakınca çok sıradan bir aile akşamıydı. Ama benim içimde hiç sıradan olmayan bir şey vardı.
Onun orada olduğunu biliyordum.
Kuzenim.
Çocukluğumdan beri hayatımda olan biri. Ama son yıllarda, o çocukluk tanımı yavaş yavaş yerini başka bir şeye bırakmıştı. Adını koyamadığım, koymaya da korktuğum bir şeye.
Ve o akşam, her şey biraz fazla yakındı.
Göz Göze Gelmenin Ağırlığı
Oturma odasında herkes bir şeylerle meşguldü. Telefonlar, televizyon, konuşmalar… Ama benim gözüm sürekli ona kayıyordu.
Bazen fark ettiğini hissediyordum. Bazen hiç fark etmiyormuş gibi yapıyordu.
O an içimde garip bir şey büyüyordu: Hem heyecan hem suçluluk. Aynı bedende iki zıt duygu nasıl bu kadar rahat yaşayabiliyor, hâlâ anlamış değilim.
Bir ara mutfaktan içeri geçtik. Anneler, teyzeler yemek hazırlığıyla uğraşıyordu. Biz iki kuzen, dar koridorda karşı karşıya kaldık.
Sessizlik.
Önce o konuştu:
“Balkona çıkalım mı?”
Başımı salladım.
O an neden balkona çıkmak istediğimizi sorgulamadım bile. Çünkü bazı anlar vardır, sebep aranmaz. Sadece yaşanır.
Balkonda Başlayan Sessizlik
Balkon biraz serindi. Kayseri geceleri her zaman böyle olur zaten; gündüz yakar, gece üşütür. Demir korkuluklara yaslandık. Aşağıda sokak lambaları yanıyordu. Uzaktan geçen arabaların sesi geliyordu.
Konuşmadık.
Ama sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine, içimdeki gürültüyü susturmuş gibiydi.
Sonra o cümleyi sordu, belki de sormak zorundaydı:
“Hiç düşündün mü… insanlar kuzenler arasında böyle şeyleri nasıl görüyor?”
Biliyordum neyi kastettiğini. Ama yine de kaçamak bir cevap verdim:
“Ne gibi?”
Gözlerime baktı. Bu kez kaçamadım.
“Kuzenle el ele tutuşmak günah mı?”
Soruyu direkt sormamıştı aslında. Ama cümle havada asılı kaldı. Benim zihnimde ise net bir şekilde yankılandı.
Kuzenle el ele tutuşmak günah mı?
İçimde bir şey sıkıştı.
Bu sorunun cevabı sadece dinî bir mesele değildi. Aynı zamanda aileydi, gelenekti, utançtı, korkuydu. Ve en önemlisi, duyguydu.
O an cevap veremedim.
Çünkü cevabı bilmiyordum. Ya da biliyordum ama söylemeye cesaret edemiyordum.
Sadece şunu söyledim:
“Bilmiyorum.”
El Temasının Ağırlığı
O gece çok şey olmadı aslında. Büyük bir olay, dramatik bir dönüş yoktu. Ama küçük bir hareket vardı.
Ellerimiz.
Balkonda yan yana dururken, rüzgâr biraz sertleşti. O, üşüdüğünü söyledi. Sonra… çok basit bir şey yaptı.
Elini hafifçe yaklaştırdı.
Dokunmadı önce. Sadece yaklaştırdı.
Ben de geri çekilmedim.
Ve sonra oldu.
El ele tutuşmak.
Ne kadar sürdü bilmiyorum. Belki birkaç saniye, belki daha uzun. Ama zaman o an bambaşka bir şeydi. Sanki dünya biraz sessize alınmıştı.
İçimde bir çığlık vardı ama dışımda sessizlik.
Ve o sessizliğin içinde tek bir soru dönüp duruyordu:
“Bu yanlış mı?”
Suçluluk ile Sakinlik Arasında
Garip olan şu: O an mutlu muydum, yoksa korkmuş muydum, hâlâ emin değilim.
Bir yanda sıcak bir his vardı. İnsan kendini anlaşılmış gibi hissediyor bazen. Birinin elini tutmak, sadece fiziksel bir temas değildir; bazen “buradayım” demenin en sessiz yoludur.
Ama diğer yanda ağır bir düşünce vardı.
Aile.
Toplum.
Ne diyeceklerdi?
Kayseri gibi bir yerde, böyle şeyler sadece iki kişi arasında kalmaz. Her şey bir şekilde büyür, büyütülür.
Elimi çektim.
O da bir şey demedi.
Sadece başını çevirdi.
O an içimde küçük bir kırılma oldu. Çünkü bazı sessizlikler, bağırmaktan daha çok acıtır.
İç Sesin Savaşı
Eve döndüğümüzde herkes normaldi. Kimse hiçbir şey hissetmemiş gibiydi. Ben ise içimde fırtına taşıyordum.
O gece uyuyamadım.
Yatağa uzandım ama gözlerimi kapattığımda balkon tekrar geldi aklıma. O el teması. O soru.
Kuzenle el ele tutuşmak günah mı?
Bu soru sadece dini bir merak değildi artık. Bir vicdan muhasebesiydi.
Kendi kendime defalarca sordum:
“Ben kötü bir şey mi yaptım?”
Ama net bir cevap yoktu. Sadece daha fazla soru vardı.
Hatıraların Gölgesi
Çocukluğumuzu düşündüm o gece.
Aynı sofralar, aynı bayramlar, aynı bahçede koşmalar…
O zamanlar hiçbir şey garip değildi. Kuzen dediğin şey, sadece “akraba”ydı. Güvendiğin, oyun oynadığın, aynı çekirdek aileye yakın bir parçaydın.
Peki ne değişmişti?
Biz mi değişmiştik, yoksa zaman mı?
Belki de ikisi birden.
Ertesi Gün: Hiçbir Şey Olmamış Gibi
Sabah olduğunda hayat devam ediyordu. Kahvaltı sofrası kuruldu, çaylar içildi, sohbetler sürdü.
Ona baktım.
O da bana baktı.
Ama bu kez gözlerinde gece yoktu. Ya da ben görmek istemedim.
Aramızda görünmez bir çizgi vardı artık. Kimsenin bilmediği, ama bizim bildiğimiz.
Ve en garip olanı şu: Kimse bir şey olmamış gibi davranıyordu ama ikimiz de bir şey olmuş olduğunu biliyorduk.
Sessiz Anlaşma
Gün içinde bir ara yine yalnız kaldık. Bu kez konuşmadık.
Sadece yan yana durduk.
Elini uzatmadı.
Ben de uzatmadım.
Ama ikimiz de biliyorduk: O balkon anı artık geri alınamazdı.
Ve belki de bu yüzden daha ağırdı.
Çünkü bazı şeyler yaşanır, sonra unutulmaz. Sadece sessizce taşınır.
İçimde Kalan Soru
Günler geçti.
Ama o soru gitmedi.
Kuzenle el ele tutuşmak günah mı?
Bu sorunun cevabını bir yere yazılmış bulmak kolay değil. Çünkü mesele sadece bir kelime değil; hisler, sınırlar, aile bağları ve toplumun görünmez çizgileri var.
Ben hâlâ net bir cevap veremiyorum.
Ama şunu biliyorum:
Bazı anlar insanın içinde kalır. Ne tamamen doğru ne tamamen yanlış gibi… Sadece vardır.
Ve insan, en çok böyle anlarda kendine yabancılaşır.
Sonunda Kalan Sessizlik
Belki de en zor olan şey, yaşanan şey değil.
Sonrasıdır.
Ne söyleyeceğini bilememek, ne hissettiğini tam çözememek, bir bakışın içinde sıkışıp kalmak…
O balkon hâlâ aklımda.
O el hâlâ hatırımda.
Ve o soru hâlâ cevap bekliyor.
Ama belki de bazı soruların cevabı hiç gelmez.
Sadece insanın içinde yaşamaya devam eder.