Nice Ne Savunur?
Bir zamanlar Kayseri’nin arka sokaklarında, kaybolmuş bir çocuğun kalbi gibi atıyordum. Belki de öyleydi; gençliğin başında, hüsranlar ve mutluluklar arasındaki o ince çizgide, kimliğimi bulmaya çalışan biriydim. Her ne kadar çoğu insan kendini tam anlamıyla tanıyamasa da, ben bugünüme kadar tam olarak anlamıştım. Kimim, neyi savunurum, hayatta neyi önemserim?
İşte bu soruları sorarken Nice geldi aklıma.
Bir Gün, Bir Sokak, Bir Duygu
O gün Kayseri’de sokak lambalarının ışığı sararmıştı, geceyi görmek için hâlâ erken gibiydi ama güneş çoktan batmaya başlamıştı. Gözlerimdeki yorgunluk, günün son saatlerine, insanların işlerine son vermesine yakın bir zamanda benim de kendi işimi bitirmemi istemişti. Yavaşça adımlarımı sıklaştırarak, okuduğum, yazdığım, öğrendiğim şeyleri içimde biriktirerek evime doğru ilerledim. Düşüncelerim derinleşmişti, bazen düşüncelerim gerçekten derinleşiyor ya da ben derinleşmeye karar veriyorum, fark etmiyorum.
Kayseri’deki arka sokaklarda yürürken, birden aklımda beliren sorular beni ürkütmeye başladı. Hayatın anlamını sürekli arayan, her zaman bir adım daha atarak bir şeyleri keşfetmeye çalışan biri olarak, Nice’in neyi savunduğuna dair cevap bulmamın zamanı gelmişti.
O an içimde bir kıvılcım yandı. Zihnimdeki o anlık patlamadan sonra, sanki tüm sorularımı cevaplar ardı ardına buluyordu. Nice, hayatın bir arayış olduğuna, yalnızca bir şeylere sahip olmanın ya da başkalarının peşinden gitmenin yeterli olmadığına inanıyordu. O, insanın kendisini bulması gerektiğini, içindeki duyguları, zaafları ve güçlü yönleri kabul etmesi gerektiğini savunuyordu. Bir insanın içindeki savaş, dışarıdan görünenin çok ötesindeydi.
Savaş, Kendimle Olan
Hayatta çoğu şeyin göründüğü gibi olmadığını anlamak zor bir şey. Çocukken herkesin göğsü kabarır; her şey ne kadar kolay görünüyordu. Gölgenin ne zaman gerçek olduğunun farkına varmam gerekiyordu. 25 yaşına gelince, çocukluğumun masumiyetini terk ettiğimi hissettim. Bazen kalbim atarken, onun içindeki her şeyin bir gün patlamasından korkuyordum. Korkuyordum çünkü kimse kalbimin içinde neler olup bittiğini bilmiyordu.
Nice’in savunduğu şey aslında çok basitti: Kendini sevmek ve kimseye, hiçbir şeye kendini ispatlamamak. Bir insan, kendi varoluşunu olduğu gibi kabul etmeliydi. Ancak o zaman gerçek bir huzur bulabilirdi. Kimseye boyun eğmeden, yargılanmadan, kimseye kendini kanıtlama çabası gütmeden…
Bir Anlık Umut
Kayseri’nin soğuk akşamlarında, bir yudum çayın bile o kadar anlamlı olabileceğini bilmiyordum. Ama o gün fark ettim. Yavaşça her şeye tepki vermeyi bırakıp, kendime odaklanmaya karar verdim. Kalbimde büyüyen o sıcacık umudu, Nice’in savunduğu gibi benim de içimdeki en değerli şey haline getirebilirdim.
Sokakta yürürken, o sessizliği hissettim. Çevremdeki insanlar, hayatlarıyla ilgili bir şeyler savunuyorlardı; ama kimse neyin peşinden koştuğumu anlayamazdı. Kendimi en iyi, içimdeki o sessizlikte buluyordum. Bir anda hayatımı, düşlerimi, duygularımı savunma kararı aldım. Nice’in savunduğu gibi; her şeyin başlangıcı, kişinin kendini anlaması ve kabul etmesidir.
İçimdeki bu hayal kırıklığı, dışarıdan görebileceğimiz o yüksek duvarların, aslında insanı sınırlayan korkular olduğunu öğretmişti. Duygularımızı gizlemek, kendimizi savunmasız bırakmak, hayatın gidişatını başkalarının insafına bırakmak… Ama içimde bir ses vardı. O ses hep “Neden?” diye soruyordu. “Neden kendin olamıyorsun? Neden bir şeyler savunmuyorsun?”.
Hayal Kırıklıkları ve Yeni Başlangıçlar
Hayatımda yaşadığım hayal kırıklıkları hep aynı soruyu getirmişti: “Neden her şeyde bir eksiklik var?” Nice’in savunduğu şeyin farkına vardım; insanın yaşadığı anı, içindeki duyguları doğru şekilde kabul etmesi, hayal kırıklıklarının ardından yeni bir başlangıç yaratabileceğinin farkına varmasıydı. Benim için bu, adeta bir aydınlanma anıydı. Birini sevmenin, bir işi yapmanın ya da bir hedefe ulaşmanın anlamı yoktu. Önemli olan, o süreçte kendini kaybetmemekti. Kendini kaybetmek… Bunun ne kadar zorlayıcı bir şey olduğunu, yalnızca hislerimle değil, tecrübelerimle de anlayabildim. Her duygunun yerini bulması gerektiğini, her çabanın sonunda bir ödül olacağını, ama en büyük ödülün içsel huzur olduğunu kabul ettim.
Sonuçta, Ne Savunur?
Nice’in savunduğu şey sadece içsel bir yolculuk değil, aynı zamanda bir insanın kendi kimliğini, değerini bulmasıydı. Kendimizi başkalarıyla kıyaslamadan, baskı altında kalmadan yaşamak; hayal kırıklıklarını kabullenmek ve bu hayal kırıklıkları ile büyümek… Nice, aslında bu basit ama derin düşünceyi savunuyordu: İnsan, kendi ruhunu tanımadıkça, başkalarının dünyasında varlık gösteremez.
Kayseri’nin o sokaklarında yürürken, içimde bir güven duygusu oluştu. Kendimi savunmanın, başkalarının hayatını taklit etmenin, dışarıya odaklanmanın bir anlamı yoktu. Kendimi, hayatta en çok savunduğum şeyin içimdeki “ben” olduğuna inandım. Bu, yaşamımda gerçek bir anlam bulduğum andı.
Kendimi sevmenin, içimdeki duyguları olduğu gibi kabul etmenin, Nice’in savunduğu gerçek anlamda huzura ulaşmak olduğunu fark ettim. Bugün, sokakta yürürken hissettiğim duygularla, kim olduğumun sorusunun cevabını bulmuş oldum.