Küskün Nedir? Bir Kalbin Sessiz Çığlığını Anlatan Hikâye
Kayseri’de Bir Sonbahar Akşamı ve İçimde Büyüyen Sessizlik
Kayseri’de yaşadığım evin küçük balkonunda oturup günlük yazmayı seviyorum. Bazen bir fincan çay, bazen eski bir şarkı, bazen de sadece sokaktan gelen sessiz sesler bana yetiyor. 25 yaşındayım ve yıllardır hissettiklerimi defterlere aktarıyorum. Çünkü bazı duygular konuşarak anlatılmıyor. İnsan bazen içindeki kırgınlığı, özlemi ya da umudu ancak kelimelerle sakinleştirebiliyor.
Geçen sonbahar yaşadığım bir olay, bana “Küskün nedir?” sorusunun aslında sadece bir kelimenin anlamından ibaret olmadığını öğretti. Küskünlük, benim için o zamana kadar sadece birine darılmak, birkaç gün konuşmamak gibi basit bir şeydi. Fakat yaşadığım olaydan sonra anladım ki küskünlük, insanın içinde sessizce taşıdığı ağır bir duygu olabiliyormuş.
O gün Kayseri’nin soğuk ama huzurlu akşamlarından biriydi. Balkonda oturmuş eski günlüğümü karıştırıyordum. Sayfaların arasında çocukluk arkadaşım Mehmet ile çekilmiş eski bir fotoğraf buldum. Fotoğrafı elime aldığım anda içimde garip bir sızı hissettim. Hem gülümsedim hem de gözlerim doldu. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan uzaklaşsa bile kalbimizde bıraktıkları yer hiç değişmiyor.
Küskün Nedir? Kalbin Kırıldığı Yerde Başlayan Sessizlik
Küskün nedir diye düşündüğümde artık aklıma sadece birine kızmak gelmiyor. Küskünlük, değer verdiğimiz bir insanın bizi anlamadığını hissettiğimiz anda başlayan içsel bir uzaklaşmadır. Bazen bir söz, bazen verilen bir sözün tutulmaması, bazen de beklediğimiz ilgiyi görememek insanın kalbinde küçük bir yara açabilir.
Benim hikâyemde bu yara Mehmet ile aramızda oluşmuştu.
Mehmet ile lise yıllarından beri arkadaştık. Birlikte Kayseri sokaklarında yürür, okul çıkışlarında saatlerce konuşurduk. Hayallerimizden bahsederdik. O başka bir şehirde yaşamak isterdi, ben ise doğduğum yere bağlı kalmayı severdim. Aramızdaki farklılıklara rağmen dostluğumuz çok güçlüydü.
Yıllar boyunca birbirimizin en zor zamanlarında yanında olduk. Ben üniversite sınavına hazırlanırken yaşadığım stresli günlerde beni motive eden oydu. O ailesiyle ilgili sıkıntılar yaşadığında sabaha kadar onu dinleyen bendim.
Fakat hayat bazen insanları fark ettirmeden birbirinden uzaklaştırıyor.
Bir Telefon Beklentisi ve Gelen Büyük Hayal Kırıklığı
Mezuniyetimin ardından zor bir dönem geçiriyordum. Geleceğimle ilgili endişelerim vardı. Kendimi bazen yetersiz hissediyor, ne yapacağımı bilemediğim günler yaşıyordum. O günlerde en çok Mehmet ile konuşmaya ihtiyaç duyuyordum.
Bir akşam ona mesaj attım.
“Biraz konuşmaya ihtiyacım var.”
Bu mesajı yazarken içimde büyük bir umut vardı. Çünkü insan zor zamanlarında en yakınındakilerin yanında olmasını bekliyor. Ben de Mehmet’in beni anlayacağını düşünüyordum.
Fakat saatler geçti, cevap gelmedi.
Ertesi gün de aramadı.
Sonraki günlerde de…
Başta kendime “Yoğundur, işi vardır.” dedim. Onu savundum. Çünkü insan sevdiği kişilere hemen kızamıyor. Onlara bahaneler buluyor, iyi taraflarını düşünmeye çalışıyor.
Ama içimde bir kırgınlık büyümeye başladı.
Kendimi değersiz hissettim. “Acaba benim yaşadıklarım onun için önemli değil miydi?” diye düşündüm. Bu düşünce beni çok üzdü. Çünkü mesele sadece bir telefon değildi. Mesele, değer verdiğim bir insanın sessizliği karşısında kendimi yalnız hissetmemdi.
Günlüğüme Yazdığım Küskünlük
O gece yine günlüğümü açtım. Sayfanın en üstüne büyük harflerle şu cümleyi yazdım:
“Bazen insan birine kızmaz, sadece içinde sessizce uzaklaşır.”
Bu cümleyi yazarken aslında küskünlüğün ne olduğunu anlamaya başlamıştım.
Küskün olmak, her zaman öfke göstermek değildir. Bazen insan konuşmaya devam eder ama eski sıcaklığı hissedemez. Bazen karşısındaki kişiye gülümser ama içinde bir burukluk taşır. Çünkü kırılan şey sadece bir an değildir; güven duygusudur.
Ben Mehmet’e çok kızgın değildim. Asıl hissettiğim şey hayal kırıklığıydı.
Çünkü insan en çok değer verdiklerinden beklediği ilgiyi göremeyince üzülüyor.
Günler boyunca bu duyguyla yaşadım. Eski fotoğraflara baktım, geçmiş konuşmalarımızı düşündüm. Bir yandan “Belki de fazla büyütüyorum.” diyordum, diğer yandan “Ama hissettiğim şey gerçek.” diye kendimi dinliyordum.
İşte küskünlük tam olarak böyle bir yerde ortaya çıkıyor. Kalp bir yandan affetmek istiyor, diğer yandan yaşadığı kırgınlığı unutamıyor.
Karşılaşma ve İçimde Yeniden Doğan Umut
Aradan yaklaşık bir ay geçti. Bir gün Kayseri’de eski bir kafede otururken kapıdan Mehmet girdi. Onu görünce içimde aynı anda birçok duygu oluştu. Şaşırdım, heyecanlandım, biraz da tedirgin oldum.
Yanıma geldi.
“Konuşabilir miyiz?” dedi.
O an ne diyeceğimi bilemedim. İçimde biriken bütün cümleler sanki birbirine karışmıştı.
Oturduk. Bana o dönem yaşadığı sorunlardan bahsetti. Kendisinin de zor zamanlardan geçtiğini, benim mesajımı gördüğünü ama cevap verecek gücü bulamadığını anlattı.
İlk anda içimde hâlâ bir kırgınlık vardı. Çünkü ben de zor durumdaydım ve onun yanımda olmasını istemiştim. Bunu açıkça söyledim.
“Ben senden mükemmel olmanı beklemedim. Sadece yanımda olduğunu hissetmek istedim.” dedim.
Bunu söylerken sesim titredi. Çünkü haftalardır içimde tuttuğum duyguları ilk kez dile getiriyordum.
Mehmet başını eğdi ve özür diledi.
O an içimde bir rahatlama oldu.
Çünkü bazen insanın ihtiyacı olan tek şey anlaşılmaktır.
Küskünlüğün Ardından Gelen Affetme Duygusu
O gün eve dönerken uzun uzun düşündüm. Küskünlük kötü bir duygu muydu? Hayır. Aslında değil.
Bazen küskünlük bize hangi davranışların bizi incittiğini gösterir. Kendimizi tanımamıza yardımcı olur. Hangi insanlara ne kadar değer verdiğimizi, hangi ilişkilerde neye ihtiyaç duyduğumuzu fark ettirir.
Ama küskünlüğü uzun süre taşımak insanı yoruyor.
Ben de zamanla içimdeki kırgınlığı bırakmayı öğrendim. Bu, yaşananları tamamen unutmak anlamına gelmiyordu. Sadece kalbimde taşıdığım ağırlığı azaltmak anlamına geliyordu.
Çünkü insan bazen karşısındakini affetmekten önce kendini rahatlatmalıdır.
Mehmet ile eskisi gibi olduk mu?
Evet, ama belki daha farklı bir şekilde.
Artık birbirimizin hayatında daha fazla yer açmaya çalışıyoruz. Konuşmadığımız zamanlarda bile birbirimizi anlamaya daha çok dikkat ediyoruz. Çünkü gerçek dostluk, hiç kırılmamak değil; kırıldığında birbirini yeniden anlayabilmektir.
Küskün Nedir? Kendi Kalbimi Dinleyerek Öğrendiğim Cevap
Bugün günlüğüme baktığımda o eski sayfaları okuyorum. O zaman yaşadığım üzüntüyü hatırlıyorum. O günlerde kendimi yalnız hissetmiştim. Hayal kırıklığı yaşamıştım. Hatta bazı anlarda umudumu kaybettiğimi bile düşünmüştüm.
Ama şimdi farklı görüyorum.
Küskün nedir?
Bence küskünlük, sevginin tamamen bitmediği yerde ortaya çıkan bir sessizliktir. Eğer birine karşı hiçbir şey hissetmiyorsak zaten kırılmayız. Bizi üzen şey, o kişinin bizim için önemli olmasıdır.
Bir insan bize değer vermese üzülmeyiz. Beklentimiz olmaz.
Ama sevdiğimiz insanların davranışları kalbimize dokunur.
Ben 25 yaşında, Kayseri’de kendi hayatını kurmaya çalışan genç biri olarak şunu öğrendim: Duygularımızı saklamak yerine onları anlamamız gerekiyor. Kırıldığımızda bunu kabul etmek, özlediğimizde bunu söylemek, sevdiğimiz insanlara değer verdiğimizi göstermek hayatı daha gerçek yapıyor.
O sonbahar akşamı balkonumda otururken içimde büyük bir sessizlik vardı. Bugün aynı balkonda oturduğumda ise farklı bir his taşıyorum. Hâlâ eski fotoğrafa baktığımda duygulanıyorum, hâlâ bazı anılar içimde küçük bir sızı bırakıyor.
Ama artık o sızı bana sadece kırgınlığı değil, insan ilişkilerinin değerini hatırlatıyor.
Çünkü bazen bir kalp kırılır, sonra yeniden iyileşir.
Bazen insanlar uzaklaşır, sonra tekrar birbirini bulur.
Ve bazen bir kelimenin anlamını öğrenmek için sadece sözlüklere değil, kendi yaşadıklarımıza da bakmak gerekir.
Ben küskünlüğü böyle öğrendim. Bir kelime olarak değil, yaşanmış bir duygu olarak…
Bu içeriğimizin sonuna geldik. Arenist olarak “Kuskun nedir” hakkındaki sorularınızı yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Son Bir Not: Kalpte Birikenleri Söylemenin Önemi
Günlüğümün son sayfasına bu hikâyeden sonra şunu yazdım:
“İnsan içinde tuttuğu kırgınlıklarla değil, paylaştığı duygularla hafifler.”
Belki herkesin hayatında bir Mehmet vardır. Belki herkes bir gün beklediği ilgiyi göremediği için kendini yalnız hisseder. Belki hepimizin kalbinde küçük bir küskünlük saklıdır.
Ama önemli olan o duygunun içinde kaybolmamak.
Konuşmak, anlamaya çalışmak ve gerektiğinde affedebilmek…
Çünkü hayat, kırgınlıkları biriktirmek için çok kısa. İnsanların birbirine gerçekten dokunabildiği anlar ise çok değerli.
Ben bugün hâlâ günlük yazıyorum. Hâlâ hislerimi kelimelere döküyorum. Çünkü biliyorum ki bazı duygular anlatıldığında küçülür, bazı yaralar paylaşıldığında iyileşir.
Küskünlük de böyledir.
Kalpte başlayan sessiz bir hikâyedir ama doğru zamanda konuşulduğunda güzel bir sona dönüşebilir.